Nisan182014
Nisan172014

şansa değil kadere inanıyorum.

Nisan162014
“Bende kül, bende kanat, bende gizem bırakmadılar.” İsmet Özel
Nisan122014

"atım öldü.
avradım beni sevmiyor.
silahım suskun.”

Nisan102014
şükrü erbaş’ın bu dizesi, hakan günday’ın kinyas ve kayra kitabından bir bölümü aklıma getirdi: “insanların birbirlerine aşıkken gündelik hayatlarına devam etmelerini anlayamıyordum. böylesi bir hareket bana ihanet gibi geliyordu. kötü sahnelenmiş bir piyes gibi. sanki bir insana değil de bir koltuğa aşık olunuyormuş gibi! ben gece gündüz hissettiklerimi, kızı, birlikte neler yapabileceğimizi, ona neler anlatabileceğimi düşünürdüm. düşünmediğim zamanlarda da bunları gerçekleştiriyor olurdum. belki de obsesif kişiliğimden kaynaklanan bir tavırdı. tabii korkup kaçan onlarca kız oldu böyle davrandığım için. o kadar kolay hayatımı onlarla doldurabiliyordum ki menüdeki tatlıdan çok, tek başına ve sürekli yenilen bir ana yemek gibi oluyorlardı. soruyorlardı bazen: ’benimle değilken ne yapıyorsun?’ ilk önceleri utanıyordum ‘hiç bir şey’ demeye. sonra açıkça söylemeye başladım: ’ben hiçbir şey yapmıyorum. bazen sen farkına varmadan evini gözetliyorum. seni takip ediyorum. buluşma yerimize sabahtan gelip dokuz saat bankta oturarak seni bekliyorum…’ gibi itiraflarda bulunmaya başladım. gözlerindeki o dehşeti hala anımsayabiliyorum. içlerini büyük bir korku kaplardı itiraflarımı duymaya başlayınca. karşılarında tanıdıkları sandıkları adamların, sokakta yanlarından geçen herhangi biri kadar deli olma ihtimalinin farkına varırlardı. aşkın, sevginin, ilişkinin ya da adı her neyse kontrolden çıkması genellikle buğulu gözlerle söylenen ‘görüşmesek daha iyi olur…’ sözleriyle noktalanırdı. aşık oldukları halde okullarına, işlerine giden, sanki hiçbir şey değişmemiş gibi davranan insanlardan hep iğrenmişimdir. midemi bulandırır vasat sevgililer. tabi aslında onları da anlamak gerek! ait oldukları burjuva sınıfının bir gereği olarak kontrolsüz hareketin en büyük düşmanı olmaya mecbur bırakılmışlardır. kontrolsüzlük, anormallik, farklılık… bütün bunlar korkutucu gelir burjuvaya. hatta leon bloy’un yazdığı gibi: ’burjuva ilk gelen olmaktan utanç duyar! bir davete ilk gelen olmak kadar çirkin bir şey yoktur.’ ilk gelmek anormal olan her şeyi yapmakla eşdeğerdir. ne ilk, ne son! ortalarda bir yerlerdedir vasat sevgililer de. dengeli hayatlarını, kimya formülü gibi çözdükleri dostları, sevgili, aile, iş denklemini her sabah yataklarından kalkarken kafalarında yeniden kurarlar. sağlıklı hayatın sırrı sağlam kahvaltı değil. sağlam bir günlük programdır… karıştırılmamalı hiçbir şey! hepsinin yeri ayrı… denge, insanoğlunun icat ettiği en vahşi kavramdır. ip cambazının kendini en iyi hissettiği an, kendini ağa bıraktığı andır oysa. sırat köprüsünden beslenmeye kadar denge her yerdedir. dünyanın en sağlam alarm sistemi. bütün denge(siz)lere karşı. en ufak hareket, yanlışa duyarlı… oysa hayatlarının belli dönemlerinin her saniyesini aşka verebilenlerse gerçekten yaşarlar. sadece sevgilileri ve kendileri. başka hiçbir şeyle ilgilenmezler. yüzde yüz aşk! dengesizlik gerçek duygusunun ve gerçeğin tek kapısıdır.”

şükrü erbaş’ın bu dizesi, hakan günday’ın kinyas ve kayra kitabından bir bölümü aklıma getirdi:
“insanların birbirlerine aşıkken gündelik hayatlarına devam etmelerini anlayamıyordum. böylesi bir hareket bana ihanet gibi geliyordu. kötü sahnelenmiş bir piyes gibi. sanki bir insana değil de bir koltuğa aşık olunuyormuş gibi! ben gece gündüz hissettiklerimi, kızı, birlikte neler yapabileceğimizi, ona neler anlatabileceğimi düşünürdüm. düşünmediğim zamanlarda da bunları gerçekleştiriyor olurdum. belki de obsesif kişiliğimden kaynaklanan bir tavırdı. tabii korkup kaçan onlarca kız oldu böyle davrandığım için. o kadar kolay hayatımı onlarla doldurabiliyordum ki menüdeki tatlıdan çok, tek başına ve sürekli yenilen bir ana yemek gibi oluyorlardı. soruyorlardı bazen: ’benimle değilken ne yapıyorsun?’ ilk önceleri utanıyordum ‘hiç bir şey’ demeye. sonra açıkça söylemeye başladım: ’ben hiçbir şey yapmıyorum. bazen sen farkına varmadan evini gözetliyorum. seni takip ediyorum. buluşma yerimize sabahtan gelip dokuz saat bankta oturarak seni bekliyorum…’ gibi itiraflarda bulunmaya başladım. gözlerindeki o dehşeti hala anımsayabiliyorum. içlerini büyük bir korku kaplardı itiraflarımı duymaya başlayınca. karşılarında tanıdıkları sandıkları adamların, sokakta yanlarından geçen herhangi biri kadar deli olma ihtimalinin farkına varırlardı. aşkın, sevginin, ilişkinin ya da adı her neyse kontrolden çıkması genellikle buğulu gözlerle söylenen ‘görüşmesek daha iyi olur…’ sözleriyle noktalanırdı. aşık oldukları halde okullarına, işlerine giden, sanki hiçbir şey değişmemiş gibi davranan insanlardan hep iğrenmişimdir. midemi bulandırır vasat sevgililer. tabi aslında onları da anlamak gerek! ait oldukları burjuva sınıfının bir gereği olarak kontrolsüz hareketin en büyük düşmanı olmaya mecbur bırakılmışlardır. kontrolsüzlük, anormallik, farklılık… bütün bunlar korkutucu gelir burjuvaya. hatta leon bloy’un yazdığı gibi: ’burjuva ilk gelen olmaktan utanç duyar! bir davete ilk gelen olmak kadar çirkin bir şey yoktur.’ ilk gelmek anormal olan her şeyi yapmakla eşdeğerdir. ne ilk, ne son! ortalarda bir yerlerdedir vasat sevgililer de. dengeli hayatlarını, kimya formülü gibi çözdükleri dostları, sevgili, aile, iş denklemini her sabah yataklarından kalkarken kafalarında yeniden kurarlar. sağlıklı hayatın sırrı sağlam kahvaltı değil. sağlam bir günlük programdır… karıştırılmamalı hiçbir şey! hepsinin yeri ayrı… denge, insanoğlunun icat ettiği en vahşi kavramdır. ip cambazının kendini en iyi hissettiği an, kendini ağa bıraktığı andır oysa. sırat köprüsünden beslenmeye kadar denge her yerdedir. dünyanın en sağlam alarm sistemi. bütün denge(siz)lere karşı. en ufak hareket, yanlışa duyarlı… oysa hayatlarının belli dönemlerinin her saniyesini aşka verebilenlerse gerçekten yaşarlar. sadece sevgilileri ve kendileri. başka hiçbir şeyle ilgilenmezler. yüzde yüz aşk! dengesizlik gerçek duygusunun ve gerçeğin tek kapısıdır.”

Nisan72014
"Duvarları katı sabır taşındanKar altındadır varoşlar,Hasretim nazlıdır Ankara.Dumanlı havayı kurt sevsinAsfalttan yürüsün Aralık,Sevmem, netameli aydır.Bir başka ama bilememBir kaçıncı bahara kalmıştır vuslatKalbim, bu zulümlü sevda,Kar altındadır.”

"Duvarları katı sabır taşından
Kar altındadır varoşlar,
Hasretim nazlıdır Ankara.
Dumanlı havayı kurt sevsin
Asfalttan yürüsün Aralık,
Sevmem, netameli aydır.
Bir başka ama bilemem
Bir kaçıncı bahara kalmıştır vuslat
Kalbim, bu zulümlü sevda,
Kar altındadır.”

11PM

sevgilim, sen bunu aldığında
-ki mektup denemez buna-
umarım bağışlarsın beni:
yazamadığım mektuplarda biriktirdim kederimi.”

9PM
ben sadece kendi kaderimin peşinden koşturuyorum
senin başka dünyalara kader bağlamışlığın var.”
Nisan62014
Nisan52014

"sanki canım
yüzümü sensin biriktiren kitaplara.
çocuklar sinemada bir atlı alkışlıyor
bu yüzden seviyorum seni
bizimkiler bu yüzden yeniyor ötekileri
ve karnının kurşun işleyen karanlığı
hüznün namusunu savunan ellerin
fidel castro’yu övüyor bana
bunun için.”

← Daha eski girdiler 2 sayfadan 1. sayfa